Borsa Mania Forum


*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 22 Mayıs 2012, 05:13:02


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Antoloji  (Okunma Sayısı 731 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
dervired
Aileden Biri
****

Rep Gücü: 5
Karizma: 2809



Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3563



« : 05 Eylül 2008, 14:54:26 »

Farklı yazar-kompozitör-şairler'in eserlerinden en güzelleri.....
Logged

Ne kadar bilirseniz bilin söyledikleriniz karşınızdakilerin anlayacağı kadardır.

% 1000 Kazanç elde edilebilir,ama
%100’den daha çok kaybedilemez.
dervired
Aileden Biri
****

Rep Gücü: 5
Karizma: 2809



Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3563



« Yanıtla #1 : 05 Eylül 2008, 14:55:19 »

Aile

Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri

Yazan: Doğan Cüceloğlu

Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim
üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir
kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu
özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir
kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi
bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu.
Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir
pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk
aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi oldu. Yukarıda
özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi
yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar
toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.

Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra
öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir
üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi
olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp
profesör olmak istiyor.

Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders
çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla
anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?

'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım
kendisini '

'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?

Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan
kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak
kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda
Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'

Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir
insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim' dedi.

O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının
erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde bakmasının erkeğe
verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi,
hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.

'Nasıl yani?' dedim.

'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği
için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik
yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup
oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi
için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve
Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.'

Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en
yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış
görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum.
İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde
yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık
yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini
ayılar yer' diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık
sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni
nasıl etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş
olmalıydı.

Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los
Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun
ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum.
'Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir,' dedi
ve iki gün sonra, 'Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu
olacaklarını söylediler,' dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya
gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi,
onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.


Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme gidecektim;
isterseniz beraber gidebiliriz,' dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da
sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'ten sabahın
altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally'nin ağabeyi
Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George orada buluşmamızı uygun
görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'ın, en ufağı dört yaş
civarında dört çocuğu vardı.

Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten
dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un torunlarıyla
konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal
yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu
belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu
sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla
göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. 'Evet, biz böyle
biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi
çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz', dedi. Tüylerim
diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi
benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek
konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da
vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da
vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha
sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından
yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede
George'a 'Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!'
dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, 'Tabii, onlar küçük
insanlar!' yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu
kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor
musun?' diyordu.

O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin
ağabeyi Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret
yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme
havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği
belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında çaldı
ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir
işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle
saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu
teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum
var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa geçiririm. Bugün dört
yaşındaki kızım Mary'le randevum var. Çocuklar çok çabuk
büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve
onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik
verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar
önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu,
bir 'keşke' olmayacak.

Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'

'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa
zaman geçirirdi. Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle biliyoruz.
Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'. Gülümseyerek, 'Nereden
biliyorsun?' diye sordum.

'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha
doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın
karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı,
kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce
kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim
yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak
olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.

Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle
ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar,
verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne
yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally'nin içinde
yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi
daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, varoluşun
beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla
göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen
değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın', mesajı alır ve
çocuğun CAN'ı beslenir.

Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek
istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı
zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel
mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye
yoğrulur.

Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş
boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır.
Logged

Ne kadar bilirseniz bilin söyledikleriniz karşınızdakilerin anlayacağı kadardır.

% 1000 Kazanç elde edilebilir,ama
%100’den daha çok kaybedilemez.
dervired
Aileden Biri
****

Rep Gücü: 5
Karizma: 2809



Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3563



« Yanıtla #2 : 06 Eylül 2008, 18:45:26 »

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

İki şey "Kalitesiz İnsan" ın özelliğidir :
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller :
1 - Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı "Nitelikli İnsan" yapar :
1- İradeye Hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey "Ekstra Değer" katar :
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır :
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar :
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır :
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller :
1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir :
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)
.
Logged

Ne kadar bilirseniz bilin söyledikleriniz karşınızdakilerin anlayacağı kadardır.

% 1000 Kazanç elde edilebilir,ama
%100’den daha çok kaybedilemez.
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.2 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


© 2006 BorsaMania Tüm Hakları Saklıdır- Gizlilik - Kartvizit - Altın

YASAL UYARI
Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri "Yatırım Danışmanlığı" kapsamında değildir.
Yatırım danışmanlığı hizmeti, Aracı Kurumlar, Portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile
müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum
ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile
risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım
kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.