|
Elfida
|
 |
« : 11 Kasım 2009, 08:53:34 » |
|
“Arkadaşlar! On sene sonra, yirmi sene sonra, elli sene sonra ölmektense, sefil ve aşağılık dereceye indirildikten sonra ölmektense, kalp ve vicdanımız açık olarak bugün ölelim ve tarih bizi böyle yazsın… Milletimiz namusludur ve namuslu muhataplar ister…Asıl kurtuluşa ulaşmak, mücadeleyi tatil etmekle değil, ilelebet mücadeleyi sürdürmekle mümkün olacaktır.”Atatürk “Devletler yapan, büyük imparatorluklar yaratmak kudret ve kuvvetinde bulunan Türk milletini mahvetmek hususunda mevcut kanaat pek derindir. Bugünkü Avrupa diplomatlarının kafalarında hasıl olmuş bir görüş değildir. Bundan evvel, çok çok evvelkileri zamanında yerleşmiştir. Bu, âdeta babadan evlada intikal eden bir zihniyet, bir âdet, bir anane olmuştur… Türk milleti, intikamını zalimlerin zulmünü yıkıncaya kadar kalp ve vicdanından çıkarmayacaktır. Bu cihan bizim kalp ve vicdanımızda düşmanlık hissi bırakmak istemiyorsa bizim hakkımızda kalp ve vicdanındaki zulmü çıkar-sın. Zulüm hissi bakı kaldıkça intikam hissi devam edecektir.” Atatürk “Hayat demek mücadele demektir, çarpışma demektir. Hayatta muvaffakiyet mutlaka mücadelede muvaffakıyetle mümkündür…”
“Eğer Müslümanlardan, Kur’an’ı yüceltmek dinî bir vazife olarak talep olunuyorsa hiç şüphe yok ki, Müslümanlar ne kadar kuvvetli, kudretli ve bütün bu kuvvet ve kudret akılca ne kadar yüksek olur, ilmen, fennen gelişmiş bulunursa Kur’an’ı yüceltmeyi iyi yapmasını bilir ve Allah ancak bu mesai tarzından daha çok memnun olabilir. Bütün Müslümanlara da ne yapmak lazım geleceğine dair kuvvetli ve maddî bir misal gösterilmiş olur…”
“Millî Mücadeleye karar verdiğimizde, ne yazık ki, en büyük düşmanımız, asırlardan beri bu milletin başında taç taşımış olan insanın kendisiydi. (Yani padişah)…. Hilafet ve padişahın irtica kuvvetleri Ankara'ya doğru yürüyordu…Osmanlı padişahı ve halife, çok mundar olan o taç ve tahtını koruyabilmek için en tehlikeli düşmanlarla el ele vermiş ve onların tesis edemeyeceği kuvvetleri tesis etmişti…Yunan ordusunun elinde, bu memleketi mahvetmek için fetva vardı, ferman vardı.”
“Daima ileri sürülen bir şey vardır ki o da din engellemesidir… Bunda büyük bir hata vardır. Bizim dinimiz hiçbir vakit böyle bir şey talep etmez… İlim ve irfanı aramaya mecburuz. Nerede bulunursa bulunsun oraya gitmek, onu bulmak, almak, onunla donanmak mecburiyetindeyiz. Allah’ın emri, kadın ve erkek bütün Müslümanların aynı derecede ilmen, fazileten her bakımdan olgunlaşmasıdır… Kur’an ile hatırlatmak istiyorum ki, bu nerede ise oraya kadar gidecektir. Kim? Hepsi gidecektir, kadın da gidecektir, erkek de gidecektir. Dinin bir engellemesi yoktur…”
“Tesettür şekli, kadını hayattan, faaliyetten ve insanlıktan tecrit edecek, gayri meşru, aşırı mertebeye gelmiş olmasın!”
“Biz elhamdülillah Müslümanız. Dinin hakiki esaslarını incelediğimiz zaman onun bize ifade edebileceği hükûmet şekli, yalnız ve yalnız bizim takip ettiğimiz hükûmet şeklidir… İlahî emirlerde hükûmet şekli yoktur. Şu veya bu şekil ifade edilmiş değildir. Yalnız hükûmetin nasıl olması lazım geleceğine dair esaslar ifade edilmiştir. Bu esaslardan biri şûradır. (Yani yönetenlerle yönetilenlerin birbirini denetlemesi sistemi). Bizzat Cenabı Peygamber şûrasız muamele yapmazdı. İkinci esas adalettir. Üçüncüsü ululemre (devlete, devleti yönetenlere) itaat etmektir. Ne yazık ki bu güzel hakikati, çok fena insanlar, yine din kisvesi altında çok fena yorumlamışlardır. Ve herkese tanıtmaya çalışmışlardır ki, emir demek, âmir demek padişah demektir. Bu şekilde başa geçen bir canavar demektir. Ve böyle bir canavara ne olursa olsun mutlaka itaat etmek lazımdır. Müstebit olsun, rezil olsun, itaat edeceksin.”
“Millet ancak seçtiği insanlardan, vekillerden meydana gelen bir yönetime sahip olursa ve bu yönetim adalet üzere hareket ederse işte Allah’ın ve Kur’an’ın istediği hükûmet bu olur. Çok iftihara değerdir ki, milletimiz ancak 1300 küsur sene sonra Kur’an’ın bu hakikatini fiil halinde göstermiş oldu.”
“Şahıslar gibi, meclisler de müstebit olur. Ve meclislerin istibdadı şahısların istibdadından daha tehlikelidir… Onun için, bilhassa bizim gibi canı yanmış olan bir milletin meclisi dahi her ihtimale karşı müddeti çok olmamalıdır... Meclisin yapacağı kanunun tasdikini bir adama vermek demek millî hâkimiyeti kökünden yıkmak demektir… Milleti daima aldatanlar, büyük tanıdığımız fakat çok küçük olan heriflerdir…”
“Türkiye halkı denildiği zaman, mukadderatını birleştirmiş olan ve hissen, dinen birbirine kalplerini bağlamış olan insanlardan meydana gelen halk demektir. Bunlar içinde ırken muhtelif olanlar vardır.”
“Bizim dinimiz İslam, en makul, en doğal dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son dindir ve en mükemmeldir. Doğal olabilmek için akla uygun olması lazımdır. Akla, ferasete, muhakemeye, mantığa, ilme ve fenne, hepsine tamamen uygun olması lazımdır ki, uygundur…Bizim dinimizde ruhbanlık yoktur…”
(Bu seçilmiş sözler için bakınız. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, cilt: 15, sayfa: 50-103)
|