Türkçe şiirin büyük ustası Nazım Hikmet, ölümünün 46. yılında dünyanın dört bir yanındaki sevenleri tarafından anıldı. Ömrünü gönülden bağlı olduğu memleketine ve mücadeleye adayan ve sürgünde vatan hasretiyle hayata gözlerini yummak zorunda kalan Nazım, bu yılın Ocak ayında, 58 yıl önce "vatan haini" damgası yiyerek çıkarıldığı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına yeniden kabul edilmişti.
"Kim kime itibarını iade etti..."
Usta şairin ölüm yıldönümü nedeniyle Antalya'da düzenlenen anma etkinliğinde konuşan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Rutkay Aziz, Nazım'ın yeniden vatandaşlığa alınmasına ilişkin tartışmaları eleştirerek, "Geçtiğimiz aylarda şaire iade-i itibar gündeme geldi. Kim kime neyi iade ediyorsa... Bunun hemen arkasından şairin affı da gündeme getirildi. Ama yasal bir boşluk var, affa bizzat kişi kendisi başvurmalıymış. Kim kimi affedecek bu da tuhafımıza gidiyor" diye konuştu.
'Devlet, Nazım'ın değerini 46 yıl sonra ancak anlayabildi'
Nazım Hikmet'in Moskova'daki mezarı başında düzenlenen törende konuşan Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı da, "Nazım Hikmet devlet tarafından ızdırap çektirilen, devlet tarafından bastırılan ama eserleri bir türlü yok edilemeyen, öldürülemeyen şairlerimizden biridir" dedi. Akıncı, Pir Sultan Abdal'ın da rejim muhalifi olduğu için öldürüldüğünü ifade ederek, "Ama Pir Sultan Abdal'ı astıran Hızır Paşa'yı eğer kızı ondan bahsetmeseydi kimse hatırlamıyor olacaktı. Ama Pir Sultan Abdal hala yaşıyor ve Nazım Hikmet de aynı şekildedir" diye konuştu.
"Nazım'a vatan haini demek aptallık anlayışını bile aşar"
Büyükelçi Akıncı, Nazım Hikmet'e uzun yıllar boyunca devlet tarafından "vatan haini" damgası vurulduğunu hatırlatarak, "Bu bayağı hepimizin inandığı, 1950'li, hatta 1960'lı yılların başına kadar bize enjekte edilen fikir. O zaman dahi Nazım Hikmet şiirlerini okuduğumuzda İstanbul hasreti ve vatan hasreti görüyoruz... Şimdi vatanını bu kadar seven birinden vatan haini diye söz etmek en azından basiretsizliktir. Hatta daha da ilerisi aptallık anlayışını aşan bir kavramdır" ifadesini kullandı.
Ömrünü mücadeleye adamıştı
Ömrünü Komünizm'e, memleketine ve mücadeleye adayan Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Heybeliada Bahriye Mektebi'ni bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü'nde güverte subayı iken sağlık nedeniyle askerlikten ayrıldı. Nazım, bu dönemde ilk şiirlerini yayımladı. 1921 başlarında Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Anadolu'ya geçen Nazım, Bolu'da öğretmen olarak görevlendirildi. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) yazıldı ve burada siyasal bilimler ve iktisat eğitimi aldı. Nazım, 1924'te yurda dönerek Aydınlık Gazetesi'nde yazı ve şiirler yazmaya başladı.
Düşünceleri yüzünden yıllarca hapis yattı
Yazıları yüzünden on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği'ne gitmek zorunda kalan Nazım, 1928 Af Kanunu'ndan yararlanıp tekrar yurda döndü ve Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1932'de yeniden dört yıl hapse mahkûm olduysa da Onuncu Yıl Affı kapsamında cezası kaldırıldı. Nazım bu dönemde gazetecilik yaptı ve film stüdyolarında çalıştı. 1938'de yazıları yüzünden 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılarak hapise atıldı. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde tam 12 yıl hapis yattı. Hapishane yılları pek çok şeyi olduğu gibi sağlığını da ondan alıp götürdü. 1950'de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli olarak izlenmekten kurtulamadı. Kitaplarını yayınlatma, oyunlarını oynatma olanağı bulamadı.
Yorgun kalbi son ana kadar memleket hasretiyle doluydu
Bir kez daha askere alınması yönünde karar çıkınca Romanya üzerinden Moskova'ya gitmek zorunda kaldı. Nazım Hikmet, 1951 yılında T.C. vatandaşlığından çıkarıldı. 3 Haziran 1963'te geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda eden Nazım Hikmet, Moskova'da Novodeviçye Mezarlığı'nda toprağa verildi. 10 Ocak 2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan kararla Nazım, 58 yıl sonra yeniden T.C. vatandaşı oldu.
Kendi kaleminden özyaşam öyküsü
Nazım hakkında yazılan kuru ve ansiklopedik biyografi böyle. Ölümünden iki yıl önce kaleme aldığı "Otobiyografi" adlı şiirinde ise Nazım, yaşam serüvenini kendi penceresinden şöyle anlatmıştı:
1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya
Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim
951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü
sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama

falıma baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak
kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.
11 Eylül 1961
YAŞAMAYA DAİR
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki, hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
VATAN HAİNİ
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse,
vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan,
Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
kaynak
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=123652