buzzy
BorsaMania
     Rep Gücü: 2
Karizma: 146
Offline
Mesaj Sayısı: 2372
kiM geLmiŞ?
|
 |
« : 24 Mart 2010, 00:46:07 » |
|
Son yıllarda artan kötü beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik, aşırı stres, ekolojik dengenin bozulması gibi faktörler, bildiklerimizin yanında yeni hastalıkları, bakteri türlerini, hatta ani ve tanımsız salgınları da beraberinde getiriyor. Sık sık doktor kontrolündeyiz, vitaminler, ilaçlar alıyoruz. Sonra bağışıklık sistemlerimiz onlara alışıyor, yenileri geliyor… Bugünlerde insanlar bilinçlendikçe, kimyasal ürünlere karşı duyarlılıklarını ilaç kullanımında da gösteriyor ve reddediyor. Halk arasında “şifalı bitkiler” olarak tanınan tedavi yöntemlerine ilgi ve merak ise artıyor, popüler bir konu haline geliyor.
Aslında şifalı bitkileri yalnızca “tedavi yöntemi” olarak sınırlamak da hatalı olur. Zira bunu bir yaşam biçimi olarak algılayan ve beslenme alışkanlıklarına katanların, uzun vadede çok daha karlı olduğu bilimsel olarak da kanıtlanıyor. Örneğin, yeşil çayın yoğun olarak kullanıldığı Çin’de kanser oranının hala çok düşük olması bir tesadüf değil! Bitkisel ürünleri düzenli olarak kullananların, yaşam kaliteleri artarken, hastalık riskleri azalıyor… Nedeni açık: Aslında doğa, bize ihtiyacımız olan herşeyi sunuyor. Bunun karşısında, şimdiye kadar farkında olmasak da, Türkiye gibi zengin bitki örtüsüne sahip bir ülkede yaşamak ise büyük bir şans! Çay ve kahveden biraz vazgeçip, günde 1-2 fincan bitkisel çay içmek bile sağlımızı koruyacak, yaşam kalitemizi artıracak bir adım olabilir. Uzmanlar, özellikle sıvı (çay) olarak alınan bitkisel ürünleri, çocuklar için de alışkanlık haline getirmenin önemine dikkat çekiyor. Ama fazla abartmamak koşuluyla!
Peki, hangi bitkinin, metabolizma için nasıl bir faydası var ve ne şekilde tüketmeli? Bu konuya geçmeden önce, uzmanların, her zaman tartışılan ‘Poşet olarak, hazır tüketilen bitkisel ürünler ne kadar etkili?’ sorusuna yanıtını da ele alalım. Son dönemde bitkisel ürünler konusunda önemli çalışmalar yapan ve tedavilerinde de kullanan Dr. Ender Saraç, tanınmış bitkisel ürün markalarında yaptıkları çalışmalarda herhangi bir zararlı etkiye rastlamadıklarını söylüyor ve kullanımını öneriyor. Ancak bu çalışmaların, bilinmeyen markaları kapsamadığının da altını çiziyor!
Adaçayı Tedavi Ediyor Konuya, alfabetik sıra ile bir giriş yaparsak, Türkiye’de de en çok tanınan ve kullanılan bitkilerden biri olan adaçayı yaprağı ile başlayabiliriz. Özellikle Avrupa’da taze olarak, yemeklerde yoğun olarak tüketilen adaçayı, bizde daha çok demleme yöntemi ile sıvı olarak tüketiliyor. Bugün, Anadolu’da yaklaşık 90 türde adaçayı yetişiyor. Bilinen en önemli özelliği, kuvvet verici ve uyarıcı etkisinin olması… Bunun yanında bakteri, mantar ve virüslerin oluşumuna karşı tedavi edici, antiseptik etkisi de var. Mide ve bağırsak gazlarını alıyor, bulantıyı gideriyor, boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarına çözüm oluyor. Adaçayının, astım hastalarına iyi geldiği de söyleniyor. Ancak doğru şekilde kullanılması şartıyla! Yapmanız gereken tek şey ise onu kaynatmadan, sıcak su ile demlemek ve içmek. İçine, tatlandırmak için demlenme aşamasında taze meyveler de katabilirsiniz. Ama dikkat! Eğer adaçayını su ile 2 dakikadan fazla kaynatırsanız, onu zararlı bir içecek haline getirebilirsiniz. Üzerine sıcak su ilave edip biraz beklemeniz yeterli. Hatta tek seferde tüm gün için demlemek yerine, azar azar, tek içimlik, taze yapmanız daha faydalı olacaktır. Bu bitkiyi günde 3 fincandan fazla tüketmemekte de yarar var. Bir diğer önemli bilgi ise uzmanların, hamilelik döneminde kullanımını önermemesi.
Lezzetli Ahududu Lezzetli ve tatlı olması nedeniyle Türkiye’de en çok rağbet gören bitkisel ürün, ahududu. Meyvesi taze ya da kurutulmuş olarak tüketiliyor. Tatlılarda, pastalarda kullanılıyor, reçeli, şurubu ve likörü yapılıyor. Ahududunun en büyük faydası kanı temizlemesi, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlaması… Terlemeyi ve idrarı arttırarak, vücudu temizliyor. Böylelikle bedene de dinçlik sağlıyor. Aynı zamanda romatizma, kireçlenme, boğaz, bademcik ve göz iltihapları gibi rahatsızlıklara iyi geliyor, ateşi düşürüyor. Ahududu kansızlık için de önerilen bir ürün. Üre, şeker ve ülser hastalarına da tavsiye ediliyor.
Özellikle Avrupa’da, tazesi ve kurusu yemeklerde yoğun olarak kullanılan, bizim ise henüz alıştığımız bir başka bitkisel ürün, biberiye. Güney Anadolu’da yetiştirilen biberiye, bedene zindelik veriyor. Hatta eski Yunanlıların, hafızalarını kuvvetlendirmek ve konsantrasyonlarını arttırmak amacıyla bilginlerin başlarına biberiye çelenkleri taktığı biliniyor. Bu bitki için de tavsiye edilen yöntem, demleme. Hazımsızlıkta, mide-bağırsak sisteminde hissedilen hafif kramplarda da kullanılıyor. Kalp çarpıntısını azaltıyor, hafif baş ağrılarını ve baş dönmelerini gideriyor. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalı, yağlı saçların denge bulmasında etkili. Bir diğer ilginç özelliği, burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılması.
Bir bitkisel ürün olmasına rağmen, meyve gibi tüketilen böğürtlen ise en az ahududu kadar lezzetli ve tatlı… Hatta gül türüne giren bir bitki. Bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen, dikenli bir çalı. En önemli faydaları, ayaklardaki şişlikleri indirmesi ve yüksek tansiyonu düşürmesi. Ağız, dil, diş eti ve bademcik iltihaplarını gideriyor. Haricen kullanıldığında da ilginç faydaları var. Örneğin yanıkları iyileştiriyor. Kökü kaynatılıp, suyu içilirse kandaki şeker miktarı düşüyor.
Soğuk algınlığı Klasiği: Ihlamur Türkiye’de ağırlıklı olarak Kuzey Anadolu dağlarında yetişen ıhlamurun çiçekleri, demlenerek tüketiliyor. Soğuk algınlığında en fazla tüketilen bitki olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aromatik kokusu ve tadı, tüketimini de kolaylaştırıyor. Demleme sırasında, adaçayı ve taze meyveler ile karıştırıldığında, etkisinin arttığını söylemek de mümkün. Faydalı olduğu bir diğer alan, gerginlik ve stres. Bunlardan kaynaklanan mide-bağırsak sistemi rahatsızlıklarına da iyi geliyor. Öksürüğü kesiyor, terlemeyi gideriyor, bedeni rahatlatıyor.
Kiraz Sapı Zayıflatır Mı? Zayıflamak konusunda, şimdiye kadar birçok ünlünün tavsiye ettiği kiraz sapını, uzmanlar da aynı nedenle öneriyor. Sıcak su ile demleme yöntemi ile içeceğiniz kiraz sapı suyunu, günde iki kez tüketebilirsiniz. Bu şekilde, demleyerek içtiğinizde, ödemler için doğal bir yardımcıya sahip oluyorsunuz. Mısır püskülü sapları ve maydanoz ile karıştırılarak demlendiğinde alınan sonuçların çok daha iyi olduğunu söyleyen uzmanlar da var.
Anadolu’nun bir başka lezzetli bitki meyvesi ise kuşburnu… Türkiye’de çok tüketilen kuşburnu, yoğun olarak C vitamini içeriyor. Özellikle demlenerek içiliyor. Yoğun aromasının tiryakileri de çok… Ama dikkat! Eğer yüksek ısıda, kaynatarak içerseniz, hiçbir fayda sağlayamazsınız.
Beyin Süpürgesi Lavanta Akdeniz havzasında yetişen lavanta, geçmişte Araplar, Yunanlılar ve Romalılar tarafından antiseptik özellikleri nedeniyle tercih ediliyormuş. Banyolara eklenerek, vücudun temizlenmesi ve canlandırılması için kullanıldığı da söyleniyor. Hatta aynı dönemde, İran’da da hastaların odalarını dezenfekte etmekte kullanılıyor. Bu bitki çiçeğinin Tibet’teki adı “beyin süpürgesi”. Nedeni ise beyindeki kötülükleri “süpürdüğüne” inanılması. Lavanta, yatıştırıcı ve uyarıcı bir etkiye sahip. Karın şişliği ve migren ağrılarına da iyi geldiği söyleniyor. Karaciğerin düzenli çalışmasına yardımcı oluyor. Bu özelliği ile karaciğer yetmezliği, Hepatit B ve C, sarılık gibi hastalıklara da iyi geliyor. Lavanta çiçeği kapalı göze kompres yapılırsa rahatlatıcı bir etki sağlıyor. Lavantanın, çoğunlukla yağı ve kolonyası kullanılıyor. Yağı, başta egzama ve yanıklar olmak üzere sedef, akne gibi cilt rahatsızlıklarında da kullanılıyor.
Strese İçin Birebir Melisa Bitki arılarının çok sevdiği, iyi kalitede bal yapılan Melisa yaprağı, Roma döneminde ilaç olarak, yaralarda kullanılırmış… Zehirli ısırıklar ve arı sokmaları için birebirmiş… Melisa, bilimsel araştırmaların yoğun olarak yapıldığı Almanya’da, bugün önemli bir tıbbi ürün olarak kullanılıyor. Genellikle diğer rahatlatıcı ve gaz giderici bitkilerle kombine ediliyor. Aynı zamanda stres giderici özelliği de var. Uykusuzluk durumlarında ve bu nedenle karşılaşılan mide-bağırsak sistemi şikayetlerinde tedavi edici etkiye sahip. Melisanın, yüksek tansiyonlu hastalarda da oldukça faydalı olduğu gözleniyor. Bu nedenle düşük tansiyonlu kişilerin dikkatli kullanması öneriliyor. Çayı sevilerek tüketilen bu bitkiyi, kurutulmuş olarak alıp, kendiniz, demleme yöntemi ile hazırlayabilirsiniz. Her zamanki altın kural: Suyun içinde kaynatmayın! Sıcak su içine atarak demleyin.
Çalı görünümünde, yaprakları tüylü, çiçekleri beyaz veya pembe renkli bir bitki olan meyankökü ile günlük hayatta sık sık karşılaştığımız söylenemez… Türkiye’de yoğun olarak yetiştiği bölge Güney Anadolu. Bu bitki, antimikrobiyal antiviral ve antioksidan özellikleri nedeniyle tedavi amaçlı kullanılıyor. Tadı keskin olduğu için, çaylara çok az katılarak tüketiliyor.
Meyankökü Canlılık Veriyor Gelelim, yemek kitaplarında da sık sık rastlanan meyanköküne… Batı, Güney ve Güneydoğu Anadolu’da yaygın olarak bulunuyor. Güneybatı Asya ve Akdeniz ülkelerinde yetişiyor. En önemli özelliği ise şu: Çay olarak içildiğinde veya karışımlara katıldığında insana canlılık veriyor. Öksürüğü azaltıyor, düşük tansiyonu dengeliyor. Yorgunluğa karşı birebir. Uzmanlara göre, kortizon kullanımının gerekli olduğu durumlarda da yardımcı olabilir. Ancak bu durumlarda, doktor tavsiyesi ile tüketilmesi şart. Hatta bunun için üretilen kapsülleri de mevcut.
Salatalarda ve yemeklerde, taze ve kurutulmuş olarak lezzetin ayrılmaz bir parçası haline gelen nanenin de birçok faydası var… Öncelikle, tarihin uzun dönemlerinden beri ilaç olarak kullanılıyor. Bu bitkinin, mide kasları ve mide-bağırsak sistemi üzerinde spazm çözücü etkisi var. Bunun nedeni antibakteriyal ve salgıları arttırıcı olması… Halk arasında en iyi bilinen yöntem olan “nane-limon kaynatma” özellikle bulantılar için en ideal hızlı çözümlerden biri. Limonla hazırlanan nane çayı ferahlık veriyor, çarpıntılara, migrene, safra ağrısına iyi geliyor, rahatlatıyor…
Papatyayı Yalnızca Çiçek Olarak mı Bilirsiniz? Türkiye’de hemen hemen her bölgede, yol kenarlarında ve boş tarlalarda yaygın olarak gördüğümüz papatyanın da çok önemli faydaları var… Papatya, eski Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarında, ilaç yapımında kullanılıyordu. Geniş bilimsel araştırmalar bu bitkinin geleneksel kullanım alanlarını onaylıyor. 19’uncu yüzyıl boyunca, doktorların reçetelerinde özellikle çocuk hastaların tedavisinde önemli bir yere sahipti. Papatya çayının gargara yapılması, boğaz ağrılarına çok iyi geliyor. Hatta az da olsa ağrı kesici özelliği de var. Bugün de papatyayı tüketmenin en iyi yolu çayını kullanmak. Hazır olarak bulabileceğiniz gibi, kendiniz, taze olarak demleyebilirsiniz.
Geçmişte tedavilerde yoğun olarak kullanılan bir başka bitki, rezene… Akdeniz Bölgesi’nde yetişen bu bitki, eski çağlarda yılan sokmasında kullanılırdı. Günümüzde hala, kimi ilaçlarda hazımsızlığı azaltmak için kullanılıyor. Rezenenin meyveleri, hazımsızlık ve mide-bağırsak sistemine bağlı huzursuzluk durumlarında etkili. Örneğin, reflüsü olan kişilerin yemekle birlikte sıvı almaması ve yemekten 15-20 dakika sonra rezene çayı içmesi hem sindirimi kolaylaştırıyor hem de bu hastalığın tipik şikayetlerini azaltıyor. Bunun yanında tansiyon düşürücü ve idrar söktürücü etkisi de var. Çoğu kişinin bilmediği bir kullanım alanı da ağızdaki kötü veya acı tadı yok etmesi. Çocuklarda da iştah açıyor ve sindirimi kolaylaştırıyor. Meyvelerinden elde edilen su, göz banyosunda ve gargara suyu olarak kullanılıyor.
Yeşil Çay Mucizesi Gerçek mi? Türkiye’de de popülaritesi son yıllarda artan bu bitki, bilimsel araştırmalardan çıkan sonuca göre zengin ve doğal bir antioksidan kaynağı. Yeşil çayın Çin’de başlayan ve 3000 yıl öncesine dayanan bir geçmişi var. Yapılan araştırmaların sonuçları ise hayli ilginç: Düzenli yeşil çay tüketen Asya’da kanser vakalarının oranı hayli düşük! Bu noktada, siyah çayın bir parçalanma ve oksidasyona maruz kalırken, yeşil çay emzinlerinin korunmasının etkili olduğu düşünülüyor. Mayalanma işlemine de maruz kalmayan yeşil çay, böylelikle faydalı özelliklerini koruyor. Zayıflama programlarında, şeker katılmadan içildiğinde metabolizmayı canlandırıcı ve idrar söktürücü etkisiyle de yarar sağlıyor.
Çin’de, baş ve vücut ağrıları ile hazım problemleri için, hatta depresyon sorunlarının giderilmesinde, toksinlerden arınmada yoğun olarak kullanılıyor. Vücuda enerji verdiği düşünülüyor… Eğer siz de bu bitkinin çayını sürekli tüketmek istiyorsanız, demleme sırasında kullanacağınız suya çok dikkat edin! İyi bir su, çayın faydasını arttırıyor… Her zamanki demleme usulü ile tüketebileceğiniz yeşil çayı, hazır poşetlerde kullanacaksanız, mutlaka taze olarak kaynatılmış ve fincana konmuş su kullanın. Sıcak su, çayın içindeki yararlı antioksidanların geçişini arttırmada önemli bir faktör. Yaklaşık 3 dakika demlenmeye bırakmanız yeterli. Bu çayı çok koyu içerseniz çarpıntı yapabilir, tansiyonu yükseltebilir… Sindirim sorunları da yaratabilir. Günde 3-4 fincan, çok koyu olmayan yeşil çay tüketmek, birçok hastalıktan korunmada ve doğal yolla antioksidan almada oldukça iyi ve ucuz bir yol.
Isırganotunun Yararları Anlatmakla Bitmez Isırgan otu, kökü, yaprakları, hatta tohumları bile şifalı olan bir bitki… Bu nedenle, eski çağlarda da büyük bir saygınlığa sahipti. Hatta ünlü ressam Albrecht Dürer, bir tablosunda, elinde ısırganotu olan bir meleğin, Tanrı katına uçuşunu canlandırmıştı. Gelelim yararlarına… Egzama ve egzamaya eşlik eden baş ağrıları, ısırgan otu çayı ile iyileştirilebiliyor. Böbrek ve mesane taşı oluşumuna karşı kullanılıyor. Egzama, genellikle dahili bir nedene dayandığından, onu içeriden, kan temizleyici bitkilerle iyileştirmek gerekebiliyor. Zira ısırganotu, en başta kan temizleyici ve aynı zamanda kan yaptırıcı bir bitki… Pankreas üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu için, çayı ile kandaki şeker düzeyi düşürülebilir. İdrar yolları hastalıkları ve iltihapları için de aynı durum söz konusu. İlkbaharda ve sonbaharda filizlendiğinde, bu bitki ile 4 haftalık bir çay kürü yapmak önemli… Sabahları aç karnına, kahvaltıdan yarım saat önce bir bardak ve gün boyunca 1-2 bardak çayın, yudumlanarak içilmesi öneriliyor. Bu çay küründen sonra kendinizi çok iyi hissedebilirsiniz. Lezzeti de çok yerinde olan ısırganotuna karşı duyarlı olanlar, ona biraz papatya veya nane ekleyerek, lezzetini ve kokusunu değiştirebilir.
Isırganotu, karaciğer ve safra kesesi, akciğer ve dalak hastalıklarında, solunum sistemi sorunlarında, mide kramplarında ve ülser türlerinde öncelikle öneriliyor. Değerli etken maddelerini (potasyum tuzları, organik asitler-formik asit, histamin, asetilkolin ve vitamin C) alabilmek için, çay hazırlanırken, yapraklar yalnızca haşlanıyor. Ama kaynatmamaya dikkat edin!
Öte yandan, koruyucu olarak da, günde bir bardak içilebilir. Mikroplu hastalıklarda ve mikrop salgılanan hallerde de bu bitki çok iyi bir yardımcı. Bununla birlikte, belirli bir yaştan sonra bedendeki demir miktarı azalmaya başladığı için, demir içeriği ile yorgunluk ve bitkinlik hallerine bire bir… Bir ısırgan otu küründen sonra, kendinizi çok kısa bir süre içerisinde eskiye oranla çok daha rahat hissedersiniz. Çünkü enerji ve çalışma gücü geri geliyor, dış görünüm de değişiklikler başlıyor. Safrakesesi rahatsızlığı ve kansızlık durumlarında da çayı fayda sağlıyor. Ödemlerde, bedendeki fazla sıvıyı emerek vücudu rahatlatıyor. Kan yaptırıcı özelliği sayesinde, kansızlık solgunluklarında, alyuvarlar eksikliğinde, anemide yardımcı oluyor. Herhangi bir alerji rahatsızlığı çekenler (bahar nezlesi dahil) uzun bir süre ısırganotu çayı içebilir. Aynı zamanda, soğuk algınlığına yatkınlığı önlüyor, romatizma ve gut hastalıklarında yardımcı oluyor.
Peki, ısırganotunu nasıl kullanacaksınız? En iyi yöntem, çayını yapmak. Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırganotu, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanıp, 5-10 dakika demlendikten sonra süzülüyor. Günde 2-4 bardak yeni demlenmiş çay aç karnına veya öğün aralarında tatlandırılmadan içilebilir. Kokusunu veya tadını rahatsız edici bulanlar çaylarına biraz nane ilave edebilir.
|