Borsa Mania Forum


*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. 25 Mayıs 2012, 00:57:00


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: merak edilenler  (Okunma Sayısı 1207 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
blue_wind
MODERATÖR
*****

Rep Gücü: 0
Karizma: 182


Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 550


Geri Döndüm :D


« : 06 Haziran 2007, 11:36:39 »

Yağmur yağdıktan sonra neden toprak kokar, ve gerçekten kokladığımız toprak kokusu mu?

Yağmur sonrası hissedilen güzel kokuların bir kaynağı, toprakta yaşayan Actinomycetes grubu içinde yer alan bazı bakterilerdir. Toprakta yaşayan en küçük canlılardan olan bu bakteriler, en çok nemli ve karanlık ortamlarda gelişirler. Çevre koşullarının gelişmeleri için uygun olmadığı kurak dönemlerdeyse “spor” adı verilen özel yapılar üretirler. Sporlanma, bazı bakterilerin kendilerini olumsuz koşullarda korumalarını sağlayan bir özelliğidir. Yağmurdan sonra duyduğumuz kokunun nedeni de bu sporlardır. Daha önce oluşmuş bu sporların kokusunu hava kuruyken duyamayız; ancak yağmur yağdığında duyabiliriz. Çünkü yağmur damlaları yere düştüğünde, toprakta önceden birikmiş bir miktar yağmur suyunun da yardımıyla sporların havaya fırlamasına neden olur. Yağmur nedeniyle havada çoğalan nem, bu sporların kokusunun burnumuza kadar ulaşmasına neden olur. Yani aslında kokunun kaynağı toprak değil, toprakta yaşayan bu bakterilerdir.
Logged

SAYMİN'nin GELİNİ Cheesy

Dünya, uzayda küresel bozuk bir walkman: kasedimiz, tarih. Geri sarma tuşumuz, arızalı... Smiley
blue_wind
MODERATÖR
*****

Rep Gücü: 0
Karizma: 182


Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 550


Geri Döndüm :D


« Yanıtla #1 : 25 Mayıs 2008, 12:26:55 »

pH yazımında p küçükken H’nin neden büyük yazılıyor?

pH bir çözeltinin asitliğini ya da alkalinitesini derecelendirmeye yarayan ölçü birimidir. Kavram ilk kez 1909'da Danimarkalı kimyager Soren P. L. Sorensen ortaya atmıştır. İngilizce açılımı 'potential of hydrogen' veya 'power of hydrogen'dir ('hidrojenin potansiyeli' veya 'hidrojenin gücü'). Bu kısaltmada p eksi logaritmanın matematiksel sembolüdür, H ise hidrojen elementinin kimyasal gösterimidir. Elementlerin sembolleri her zaman büyük harfle başlayarak yazılır (Fe, O, N, Mn, Se...).
Logged

SAYMİN'nin GELİNİ Cheesy

Dünya, uzayda küresel bozuk bir walkman: kasedimiz, tarih. Geri sarma tuşumuz, arızalı... Smiley
blue_wind
MODERATÖR
*****

Rep Gücü: 0
Karizma: 182


Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 550


Geri Döndüm :D


« Yanıtla #2 : 25 Mayıs 2008, 12:33:02 »

118. madde bulundu mu ?
Halen ‘Uuo’ olarak gösterilen element-118, Rusya Federasyonu’nun Dubna kentindeki Flerov Nükleer Tepkimeler Laboratuvarı’nda, ABD’nin Lawrence Livermore Laboratuvarı’ndan çalışmacılarla birlikte yapılan deneylerde, 118Uuo294 izotopu olarak üretildi. Deney, kalsiyum-48 ( 20Ca48 ) iyonlarından oluşan bir demetin, kaliforniyum-249 ( 98Cf249 ) hedefe çarptırılmasına dayalıydı. Arzu edilen çekirdek kaynaşmasının gerçekleşme olaslığı çok düşük olduğundan, üretilmesi başarılan izotop sayısı fazla değildi: 2002’de bir, 2005’te de iki tane. “Peki, bu kadar az sayıda izotopun varlığı nasıl belirlenip, oluşmuş olduğu kanaatine nasıl varılabiliyor?” derseniz, haklısınız...

Elementi üreten tepkimeden üç nötron çıkıyor:

98Cf249 + 20Ca48 → 118Uuo294 + 31n

Oluşan 118Uuo294 izotopu daha sonra, art arda üç alfa bozunmasından geçip, 112Uub282 izotopuna dönüşüyor. Bu çekirdek de sonunda, kendiliğinden fizyona uğramakta. 118Uuo294 izotopunun üretilmiş olduğu kanaati, oluşumunu izleyen bu olaylar sırasında açığa çıkan parçacıkların gözlemle belirlenmiş olmasına dayanıyor. Bu tür deneylerde elde edilen verilerin analizinde yanılma olasılığı var...

Nitekim, daha önce, 1999 ilkbaharında, ABD’nin Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’ndan bir çalışmacı gurubu, elementin 118Uuo293 izotopunu elde ettiklerini açıklamışlardı. Bu grubun yaptığı deney; kripton-86 izotoplarından (36Kr86) oluşan bir iyon demetini, kurşun-208 (82Pb208) hedefe çarptırarak, bazı çekirdek çiftlerinin kaynaşmasını sağlamayı amaçlamıştı. Ancak, aynı deney diğer araştırma merkezlerinde tekrarlanamayınca, Berkeley grubu çalışmasını gözden geçirmek zorunda kaldı ve sözkonusu makalenin geri çekilmesi uygun görüldü.

Logged

SAYMİN'nin GELİNİ Cheesy

Dünya, uzayda küresel bozuk bir walkman: kasedimiz, tarih. Geri sarma tuşumuz, arızalı... Smiley
blue_wind
MODERATÖR
*****

Rep Gücü: 0
Karizma: 182


Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 550


Geri Döndüm :D


« Yanıtla #3 : 02 Haziran 2008, 08:48:48 »

KARANLIKTAN KORKMAMIZIN BİYOLOJİK AÇIKLAMASI NEDİR?  İnsanların genel olarak karanlıktan niçin korktuklarını merak ediyorsak, bunu geleceği bilme
güdümüzle açıklamamız gerekiyor. Doğal hayat içerisinde soyunu devam ettirmeye ve sağlıklı nesiller yetiştirmeye uğraş veren bir canlı türü olarak çevremizde ne olup bittiğini, bir sonraki aşamadaysa ne olup bitebileceğini bilme eğilimimiz bulunuyor. Daha açık konuşmamız gerekirse, herhangi bir tehlike durumuna karşı hazırlıksız yakalanmamak adına sürekli ve tutarlı şartlar altında geleceği az çok tahmin ederek yaşamak istiyoruz. Anatomik ve fizyolojik yapımızsa karanlıkta iyi görüp çevremizi değerlendirmeye uygun değil. Çünkü biyolojik döngüsüne göre sabah uyanıp gece uyuyan bir türüz. Örneğin, kimi hayvanlar, gece görüşü ya da başka türlü bir avantaj sağlayan farklı duyulara sahip olduğundan geceleri avlanabiliyor. Onların karanlıktan korktuğunu söylememiz mümkün değil, değil mi. Dolayısıyla, tehlikeleri karanlıkta duyumsamamız oldukça güç olduğundan karanlıktan korkma eğilimimiz zaten bulunuyor. Ancak, karanlık fobisi bambaşka bir durum. Fobiler, genellikle kalıcı ve kişiyi olağanüstü kaygılara sürükleyen mantık dışı korkuları kapsıyor. Fobilerin psikolojik ve biyolojik birçok nedeni olabiliyor. Psikologlar, fobilerin nedenini diğer kaygı rahatsızlıkları çerçevesinde değerlendirmeye çalışsalar da kişisel farklar fobilerin nedeninde büyük rol oynuyor. Genellikle söz konusu korkuyla ilişkili travmatik bir durumdan söz edebiliyoruz. Ancak yine de kişiye özel nedenleri bulabilmek, bir terapi sürecini gerektiriyor. Psikanalitik kuramın babası Freud, nedeni belirsiz fobilerin bir tür bastırılmışlık olduğunu ileri sürer. Kişi, kendisini rahatsız eden düşünce ve hislerini bastırarak unutmuş ve geriye yalnızca mantık dışı korkular kalmıştır. Fobilerin biyolojik nedenlerine baktığımızdaysa, fobik bireylerin beyinlerindeki limbik bölgedeki seratonin ve dopamin seviyelerinin düşük olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra amigdala da büyük rol üstleniyor. Limbik sistem ve amigdalanın işlevsel kontrol alanlarına göz attığımızda aslında bu bulguların hiç de şaşırtıcı olmadığını görüyoruz. Çünkü limbik sistem beynin bellekle ilişkisi kurulan duygusal ve motivasyonel işlevlerin kontrolünden sorumlu. Bu bölgede duygusal elemanların bellek oluşumuna olan etkisinden bahsediyoruz. Dolayısıyla, herhangi bir duygusal olay karşısında verilen bir tepki ve korku olduğu düşünülen fobilerin beynin bu bölgesiyle ilişkilendirilmesi doğal. Amigdala ise kızgınlık, kıskançlık ve korku deneyimlerinin işlemlendiği beyin bölgesi.
Logged

SAYMİN'nin GELİNİ Cheesy

Dünya, uzayda küresel bozuk bir walkman: kasedimiz, tarih. Geri sarma tuşumuz, arızalı... Smiley
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.2 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


© 2006 BorsaMania Tüm Hakları Saklıdır- Gizlilik - Kartvizit - Altın

YASAL UYARI
Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri "Yatırım Danışmanlığı" kapsamında değildir.
Yatırım danışmanlığı hizmeti, Aracı Kurumlar, Portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile
müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum
ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile
risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım
kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.