|
Elfida
|
 |
« Yanıtla #9 : 19 Mart 2009, 10:54:44 » |
|
OCAK 1919
1918 Aralık ayı sonunda Batum’u işgal eden İngilizler, Osmanlı hükümeti üzerinde baskılarını artırdılar, sonunda İstanbul hükümeti Kars, Ardahan ve Batum’da bulunan tüm askeri birliklerini ve tüm sivil memurlarını geriye çağırdı.
2 Ocak 1919’da İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe, Konya’daki 2. Ordu Komutanı Nihat (Anılmış) Paşa’nın görevden alınmasını istedi. Osmanlı hükümeti de bu isteği hemen yerine getirdi. 5 Ocak 1919’da İngiliz işbirlikçisi Sait Molla, Kürt ileri gelenlerinden Mustafa Paşa ve Bedirhanoğlu Emin Ali Bey İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği’ni ziyaret ettiler ve “İngiliz koruması ve mandası altında özerk bir Kürdistan kurulmasını” istediler.
11 Ocak 1919’da İngilizler, İstanbul’daki polis ve sağlık kuruluşlarına el koydular. 11 Ocak 1919’da, bir Yunan askeri birliği Trakya’daki demiryollarını denetim altına aldı, tüm tren istasyonlarını işgal etti. Dört gün sonra, 15 Ocak 1919’da İngilizler osmanlı devletinin Anadolu ile en önemli ulaşım bağlantısını kuran Haydarpaşa tren istasyonunun yönetimine el koydu. Hükümet Ermeni göçünden sorumlu tutulan kişilerin tutuklamalarına başladı.
İstanbul’daki İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenlerinin evleri abluka altına alındı ve tutuklandılar. İstanbul’daki günlük yaşam giderek daha da zorlaşıyordu. Mustafa Kemal yukarıda özet olarak verilen bu iç ve dış gelişmeleri adım adım izliyordu, arkadaşlarıyla her gün bu konuları konuşuyordu. Genel tablo hiç de iç açıcı değildi. Ocak 1919’daki ve daha sonraki gelişmeleri iyi özümseyebilmek için dikkatlerimizi Paris’te toplanan konferansa çevirmek zorundayız.
Kurtlar Sofrası: Paris Barış Konferansı 18 Ocak 1919’da başlayan Paris Barış Konferansı, temelde I. Dünya Savaşı galiplerinin Osmanlı topraklarını paylaşmalarının, Ortadoğu’nun haritasını cetvelle yeniden çizerek bölgede yeni devletler yaratmalarının toplantısıdır.
Bu toplantıya 32 devletin temsilcisi katılmıştı. Ancak etkinlik ve yetki beş büyük devletin elindeydi: İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Amerika. Kimi yazarlar Paris’teki bu toplantıya “Paris’te Kurtlar Sofrası” adını verirler.
Paris Konferansı’nda Osmanlı İmparatorluğu paramparça edilip, cetvel ve pergelle Arap devletleri, Irak, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve İsrail’in kuruluş oluşumları gerçekleştirildi. Paris Barış Konferansı’nda, Osmanlı devleti ve genel olarak Türklük dört önemli noktadan saldırıya uğruyordu. Bunlar:
1. Osmanlı topraklarının paylaşılması ve yeni devletlerin yaratılması;
2. Yunanistan’ın Megali İdea’sı için Yunan işgallerinin sağlanması;
3. Ermeni isteklerinin dikkate alınması;
4. Kürt isteklerinin görüşülmesi.
Amerikalı tarihçi Paul C. Helmreich, Sevr Entrikaları adıyla Türkçeye kazandırılan From Paris to Sevr adlı kitabında:
* “Paris’te masanın etrafı çok kalabalıktı... Herkesin Türkiye’de bir çıkarı vardı; olmayanlar da icat ediyorlardı!..” diyerek çok doğru bir yargıya varır. Yazar düşüncesini şöyle sürdürüyor:
* “...Bir noktada çıkar savaşının da ötesine geçilmişti... Barbar bir ulus olan Türkleri Avrupa’dan kovma fırsatı kaçırılmamalıydı.”
* “Türkiye üzerinde, tüm büyük güçler için, nimetleri sömürülecek imtiyaz alanları ve neredeyse aklınıza gelecek tüm azınlıklar için, birer ‘ülke’ planlanıyordu: Ermenistan, Kürdistan, Lazistan...” gibi...
İşte Sevr’e giden yolda en önemli durak olan Paris Konferansı’nın ilginç bir tanımlaması: “Aklınıza gelecek tüm azınlıklar için birer ülke planlanıyordu.”
Megali İdea: Büyük Yunan Devleti Mondros Ateşkesi’nin imzalanmasıyla, Yunanlılar, Megali İdea adı verilen “Büyük Yunanistan” yaratma düşünün gerçekleşmesinin artık çok yakın olduğuna inanmışlardı. Osmanlı devletine karşı Yunan yarımadasında 1821’de başlayan isyan sonunda Osmanlı İmparatorluğu’dan kopartılan topaklarla genişlemişler, hâttâ şimdi de başkenti İstanbul olan Bizans İmparatorluğu’nun yeniden yaratılmasını düşlemeye başlamışlardı. İşte Megali İdea adı verilen tasarım budur ve tüm Ege adaları ile Ege bölgesindeki İonia’yı ve Pontus adı verilen Doğu Karadeniz kıyılarını, tüm Trakya’yı ve İstanbul’u kapsayan büyük bir devlet kurmaya yöneliktir.
Yunan isteklerini Paris Konferansı’nda Yunanistan başbakanı Venizelos yürütüyordu. Konferans’a verdiği raporda Venizelos, İstanbul dâhil bütün Trakya’nın ve Bandırma’dan aşağıya çekilecek düz çizginin batısında kalan bütün toprakların Yunanlılara verilmesini, ayrıca Karadeniz’de bir Yunan “Pontus devleti” kurulmasını istiyordu.
Ermeni istekleri: Ermeniler “Maraş’la birlikte Kilikya”yı, Doğu Anadolu’da altı ili ve Trabzon ilinin bir kısmını istiyorlardı. Ermenilerin istedikleri iller şunlardır: Van, Bitlik, Diyarbakır, Elazığ, Sivas ve Erzurum. Bunlara ilave olarak Maraş, Dörtyol (Cebelibereket), İskenderun limanı ve Adana.
İngiliz başbakanı L. George Ermeni isteklerini özellikle Trabzon söz konusu olduğu için “oldukça abartılı” bulmuştu ama, Yunan isteklerine ilave olarak Ermenilere tarihi nedenlerle bu toprakların verilmesini uygun gördüğünü de belirtiyordu.
Amerikalılar ise, kurulacak Ermenistan için çok cömert davranıyorlardı; dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Ermenilerin buraya dönmesi için yardım sağlanmasını, 60 bin kişilik bir askeri güç oluşturulmasını, ayrıca kurulacak Ermeni hükümetine yardım etmek ve düzeni sağlamak için 30 bin kişilik yabancı bir kuvvetin bu bölgeye gönderilmesini istiyorlardı.
İKİNCİ AŞAMA
BARIŞÇI YOLLARDAN İHTİLALCİ METOTLARA Gizli Örgüt Kuruluyor Mustafa Kemal ve arkadaşları artık Vahdettin’den tamamen umutlarını kesmişlerdi. Bu durumda, Mustafa Kemal ve arkadaşları bir gizli örgüt çekirdeği kurmaya karar verdiler. Bu gizli örgütün amacı, hükümeti düşürmek, gerekirse Padişahı tahtan indirmekti. Kurulan bu gizli örgütten Mustafa Kemal açıkça söz etmiştir, şöyle söylüyor:
“Bir gün Fethi Bey ve dört arkadaşla birlikte, bir hayali tartışma ve görüşmeden sonra, ihtilalci bir komite kurmaya karar verdik ve ihtilalci önlemler düşünmeye başladık...” Bu önlemler şunlardır:
* Padişahı tahttan indirerek değiştirmek
* Hükümeti düşürmek,
* Yeni bir hükümet oluşturarak daha kararlı hareketlere başvurmak. Kurulan bu gizli örgütün adı: Ayyıldız’dır. Ancak bu örgüt, kısa sürede dağıldı.
Geniş Kapsamlı Tutuklama
Pâdişah Vahdettin, İngilizleri daha fazla tedirgin etmek istemediği için hemen harekete geçirilmesini uygun gördü ve 29/30 Ocak gecesi geniş çaplı tutuklamalara girişildi. İngilizler tarafından düzenlenen 60 kişilik listeden, ilk aşamada 27 kişi tutuklanıp Bekirağa Bölüğü’ne gönderildi. Tutuklananlar arasında İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinden gazeteci Hüseyin Cahit (Yalçın), düşünür Ziya Gökalp, eski İçişleri Bakanı İsmail Canbulat, Kara Kemal, Hüseyin Kadri, Dr. Tevfik Rüştü (Aras), Hamallar Kahyası Ferit, Mithat Şükrü gibi önemli kişiler vardı. Tutuklamalar karşısında mütareke basınının tutumu da ibret vericidir. Alemdar, Sabah, Söz gazetelerinde tutuklamalar olumlu karşılanıyor, alkışlanıyordu.
2 Şubat 1919’da Alemdar gazetesinde Refi Cevat yazısında İttihatçıların tutuklanmasını çok beğeniyor ama “Hepsi bu kadar mı?” diye soruyordu. Mustafa Kemal ve arkadaşları tutuklama sırasının kendilerine geleceğini artık kesin olarak duyumsamaya başlamışlardı.
|
|
|
|
|
Logged
|
Üyeye Bela Gelmez,mod Kızmadıkça, mod Kızmaz,Üye Azmadıkça Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri "Yatırım Danışmanlığı" kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, Aracı Kurumlar, Portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. elfidanın saklı bahçesi saklı bahçede ki yazılar bana gelen maillerin paylaşımıdır http://www.borsamania.net/forum/index.php?topic=7099.new#top
|
|
|
|
Elfida
|
 |
« Yanıtla #10 : 19 Mart 2009, 10:55:28 » |
|
ÜÇÜNCÜ AŞAMA ANADOLU’YA GEÇİŞ KARARI
Ocak ayı sonunda gerçekleştirilen büyük tutuklama hareketi de artık İstanbul’da hiçbir olumlu hareketin yapılamayacağını gösteriyordu.Mustafa Kemal, artık kararını vermişti, Anadolu’ya geçmeliydi. Ulusal bağımsızlık savaşını orada başlatmalıydı.
İsmet İnönü ile Görüşme Mustafa Kemal’in bu sıralarda Albay İsmet Bey (İnönü) ile önemli bir görüşme yaptığı biliniyor. Albay İsmet Bey o sırada Harbiye Bakanlığı müsteşarı idi ve “Barışı Hazırlama Komisyonu”nda görevliydi.
Mustafa Kemal, İnönü’ye, “Hiçbir sıfat ve yetki sahibi olmaksızın Anadolu’ya geçmek ve orada milleti uyandırarak kurtuluş çareleri aramak için en uygun bölge ve beni o bölgeye götürecek en kolay yol hangisi olabilir?” sorusunu sordu.
İsmet İnönü, Atatürk’ün İstanbul’daki yaşamını ve sonunda Anadolu’ya geçiş kararını bir paragrafta özetler. Sözü İnönü’ye bırakalım:
“Atatürk İstanbul’da herkesi uyarmak, memleketin kurtuluşu için resmî kudret sahiplerinin, muktedir (güçlü) memleket evlatlarının bir hükümet halinde memleket çabasına girmelerini sağlamak için bütün tecrübeleri denedikten, bütün imkanları sarf ettikten sonra, nihai kararını şu şekilde tespit etti:
Bir an evvel vazife alarak Anadolu’ya gitmek. Artık bundan sonra Anadolu’ya gitmenin imkân ve çarelerini araştırmaya başlamıştı.”
Yaveri Cevat Abbas Bey’i çağırarak, Kocaeli bölgesinde bir geçiş yolu planlamasını ve bu geçiş yolunun güvenliğinin sağlanması için Kocaeli bölgesinde küçük küçük silahlı müfrezeler (birlik) oluşturulması talimatını verdi.
Bu emirle amaçlanan şudur: Mustafa Kemal en kısa yoldan ancak güvenlik önlemleri alınarak Anadolu’da Ali Fuat Paşa’nın komutası altında bulunan 20. Kolordu’nun sınırları içine girmek istiyordu.
Mustafa Kemal, Gebze, Tavşancıl, İzmit, Değirmendere çizgisini izleyerek Anadolu içlerine geçerken, güvenliği sağlamak için bir Kuvayı Milliye birliği oluşturuldu. Cevat Abbas tarafından oluşturuldu. Cevat Abbas tarafından oluşturulan bu Kuvayı Milliye birliği daha sonra çok ünlenen Yahya Kaptan birliğidir.
29 Nisan 1919 günü, Savaş bakanlığına çağrılıp, kendisine Anadolu’da bir komutanlık görevi önerilmeseydi, Mustafa Kemal, planlanan bu yoldan Anadolu’ya geçecekti.
İTALYANLARLA İLİŞKİLER
Ulusal Bağımsızlık Savaşımızı belirleyen devrim tarihi yazınında pek bilinmeyen, pek fazla da araştırılmamış bir konu vardır: İtalyanların İzmir’de Yunan işgaline karşı bir direniş örgütü kurma girişimleri... Böyle bir örgüt kurulması önerisinin genç general Mustafa Kemal’e yapılması... İtalyanlar, Anafartalar’da İngilizleri yenilgiye uğratmış olan Mustafa Kemal’in Ege bölgesinde Kuvayı Milliye örgütü kurmasını istediler ve bu girişim için her türlü silâh, araç ve gereci sağlayacaklarını da belirtiler.
Mademki İzmir kendilerine verilmiyordu, öyleyse ne yapıp yapmalı Yunanlıların İzmir’i ele geçirmeleri engellenmeliydi. İşte bu aşamada, İtalyanlar gerek Ege bölgesinde, gerekse İstanbul’da çeşitli girişimler başlattılar. İstanbul’daki İtalyan siyasî komiseri Kont Carlo Sforza birçok ilişkiye girdi; özellikle İttihat Terakki üyeleriyle konuşmalar yaptı. İngiliz, Fransız ve İtalyanlar, İstanbul’un işgal edilmesinden sonra, İstanbul’daki işlerini yetkili bir “yüksek komiser” atayarak yürütmüşlerdir.
İngiliz ve Fransızlar yüksek komiser olarak birer amiral atarken, (Amiral Calthorpe ve Amiral Amet) İtalyanlar bu göreve deneyimli ve yetenekli bir diplomat olan Kont Carlo Sforza’yı getirmişlerdi.
Kont Sforza ile ilk karşılaşmasında-ki Aralık 1918’de olmuştur-Mustafa Kemal de, Sforza’ya aynı soruyu sordu: İtalyanlara güvenebilir miydi?
Kont Sforza bu konuyla ilgili olarak kitabında aynen şöyle yazmaktadır:
“... 1919 başlarında İstanbul’daki İngiliz ajanları Mustafa Kemal’i Malta’ya veya başka bir yere hapsetmeyi planlıyorlardı. O, bundan haberdar oldu ve desteğime güvenip güvenemeyeceğini sordu. Ben de ona cevaben, İtalyan elçiliğinde bir dairenin hizmetinde olduğunu bildirdim. Bu durumun İngiliz istihbarat servisi tarafından öğrenilmesi, diplomatik karışıklıklara sebep olacak adımlar atmalarını önlemeye yetti.”
Bayur kitabında bu konuyu şöyle aktarıyor:
“İngilizlerin, Mustafa Kemal’i tutuklayıp, Malta adasına götürecekleri duyulunca, onun arkadaşlarından birisi Kont Sforza’ya gelir ve herhangi bir tehlike durumunda Mustafa Kemal’in İtalya Büyükelçiliği’ne sığınıp sığınamayacağını sorar.
Kont Sforza’nın cevabı ‘memnuniyetle evet’tir. Böylesi bir durumda bir skandalla karşılaşmamak için İngilizler Mustafa Kemal’i tutuklatmaktan vazgeçerler.
İtalyanlar aslında Ege bölgesini kendileri istiyordu. Yunanlılara zorluk çıkarılması için de bir taşeron arıyorlardı. Mustafa Kemal gibi karakteri bağımsızlık olan bir lider de böylesi bir taşeronluğu kabul edemezdi.
Kont Sforza Türklerin kolayca pes etmeyeceklerine inanıyor ve çeşitli kesimlerle iletişimini sürdürüyor.
* Paris Barış Konferansı’nda Ege bölgesinin Yunanlılara verilmesi üzerine kandırıldıklarını iyice duyumsayan İtalyanlar mademki biz İzmir’i alamadık, öyleyse ulusalcı Türkleri harekete geçirelim, İzmir’in bize verilmesi için onlardan yararlanalım. Bu olmazsa, Ege’de bir direniş hareketi başlatalım diye tasarlıyorlar ve harekete geçiyorlar.
* Bu konuda İzmirli kimi yurtseverleri örgütlüyorlar, onları İzmir’e götürmek için İtalyan deniz kuvvetlerine ait Bronzetti isimli küçük savaş gemisini tahsis ediyorlar.
* Ege’de direniş hareketini başlatacak yetenekli bir asker, bir komutan arıyorlar. Temaslar yapıyorlar, kendilerine Ege’de yapılacak bir direniş örgütlenmesi için Çanakkale’de İngilizler ve bağlaşıklarını durduran ve yenen genç komutan Mustafa Kemal öneriliyor.
* İtalyanlar böylesi bir örgütlenme için her türlü parasal destek, askeri araç ve gerecin sağlanmasını da üstleniyorlar.
İtalyanların gerekçeleri şöyledir: Silahlı örgütlenme yapmalısınız. Yunanlılar sizin düşmanınızdır. Onları Ege topraklarına sokmamalısınız. Eğer bunda başarılı olmazsanız, hiç olmazsa dostunuz, size daha insancıl davranacak olan İtalya’yı tercih etmelisiniz. Türkçesi: İtalyanların İzmir’e çıkmalarını istemelisiniz.
İtalyanların önerdiği model bu derece açık ve yalındı. Modelin başarısı için çalışmalar yapılıyordu. İşte bu aşamada İtalyanlar en üst noktada, Siyasî Komiser Kont Sforza düzeyinde Mustafa Kemal’le ilişkiye geçti. İtalyanların Mustafa Kemal’i tutuklanmaktan neden koruduğu da böylece daha iyi anlaşılıyor ve akılcı bir temele oturuyor.
Mustafa Kemal’le Kont Sforza arasında İstanbul’da kurulan iyi ilişkiler, Sforza’nın İtalya Dışişleri bakanı olduğu dönemde olumlu ürünlerini verdi. TBMM açıldıktan sonra, Ankara hükümeti Avrupa’daki ilk temsilciliğini Roma’da açtı. Kuşkusuz bu bir rastlantı değil, planlı bir girişimdir.
|
|
|
|
|
Logged
|
Üyeye Bela Gelmez,mod Kızmadıkça, mod Kızmaz,Üye Azmadıkça Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri "Yatırım Danışmanlığı" kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, Aracı Kurumlar, Portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. elfidanın saklı bahçesi saklı bahçede ki yazılar bana gelen maillerin paylaşımıdır http://www.borsamania.net/forum/index.php?topic=7099.new#top
|
|
|
|
Elfida
|
 |
« Yanıtla #11 : 19 Mart 2009, 10:56:03 » |
|
ŞUBAT 1919 Şubat ayındaki genel görünüm şöyledir:
1 Şubat 1919’da İngiliz ve Fransız ortak silahlı gücü Turgutlu-İzmir-Aydın demiryolu sistemine el koydu.
2 Şubat’ta hükümet aldığı bir kararla feshedilmiş olan İttihat ve Terakki Fırkası’nın tüm mallarına el koydu.
Ocak sonu, şubat başlarında Osmanlı ordusu Kars, Ardahan ve Batum’dan çekildi. Ermeni göç ettirme olayı sanıklarını İstanbul’da yargılamak için kurulan “Divanı Harp” çalışmalarına başladı.
10 Şubat’ta Adana’da Fransızlar tarafından kışkırtılan Ermeniler, Türklerin işyerlerini ve dükkanlarını yağmaladılar.
22 Şubat’ta İngilizler Maraş’ı işgal ettiler, 23 Şubat’a Karadeniz’de Rumlar toplanarak Rum Karadeniz Pontus devletini kurmaya karar verdiklerini açıkladılar.
24 Şubat’ta Tevfik Paşa hükümeti istifa etti, ancak aynı gün hükümeti kurmak için yeniden görevlendirildi ve 3. kez hükümetini kurdu. Amaç bakanlar kurulundaki kimi uyumsuz kişileri temizlemekti.
İngiliz-Fransız Çekişmesi Avrupa tarihinin önemli bir bölümü İngiliz-Fransız çıkar çatışmasının da tarihidir. Kuşkusuz buna, Almanya’yı da eklemek gerekir.
İngiliz Fransız çekişmesinin altında, sâdece I. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan yeni dünya düzeninde Osmanlı topraklarının paylaşımı değil, genel çerçevede Türkler üzerinde kimin etkin olacağı düşüncesi de vardır.
İngiliz-Fransız sürtüşmesi, ateşkes hükümleri gereğince İstanbul ve Anadolu’da kimin yetkili ve sorumlu olacağından kaynaklanıyordu. İngilizlere bakılırsa, “Osmanlı ordularını yenen İngilizler olduğuna göre, diğer müttefiklerine danışmadan İstanbul ve Anadolu’da kendileri mutlak yetkili olmalıydı.” Fransızlara göre “Avrupa Müttefik Orduları komutanlığına Fransız General Francher d’Esperey atanmıştı, o nedenle asıl yetkili Fransızlar olmalıydı.”
İstanbul’daki ortak karar birliklerinin komutanlığı İngiliz Generali Milne’ye verilmişti. Bu noktada, Fransız hükümeti General Milne’den daha kıdemli olan Fransız Doğu Orduları başkomutanı Mareşal Franchet d’Esperey’i İstanbul’a göndermeye karar verdi.
İngiliz-Fransız generalleri arasındaki bu sürtüşme 3 Aralık 1918’de Londra’da İngiliz, Fransız ve İtalyan yetkililerinin bir araya gelip aldığı kararla görünürde çözülmüştü. Bu karara göre İstanbul’un Avrupa bölümünden Fransız generali d’Esperey, Anadolu bölümünden İngiliz generali Milne sorumlu olacaktı.
Mustafa Kemal’e 6. Ordu Komutanlığının Önerilmesi Mareşal Allenby, İstanbul’da hükümetten, Ali İhsan Paşa’nın yerine 6. Ordu komutanlığına Mustafa Kemal’in atanmasını istedi. Bu önerinin nedenini saptamak zordur. Çanakkale’de iki kez İngiliz saldırısını kıran ve Filistin’de Katma Savaşları’nda Allenby’nin tüm orduları ezip geçmesini engelleyerek Osmanlı ordusunun bir bölümünü kurtarıp Anadolu içlerine gönderen Mustafa Kemal’i, Mareşal Allenby neden 6. Ordu komutanlığına öneriyordu?
Bayur’a göre bu öneri Mustafa Kemal’i “küçük düşürmek için” yapılmıştı. Güneydoğu Anadolu’da Irak sınırına yakın bir yerde konuşlanmış ancak mevcudu son derece azalmış olan 6. Ordu komutanlığına giderse sürekli olarak üstün İngiliz kuvvetlerinin denetimi altında kalacağını çok iyi değerlendiren Mustafa Kemal böylesi bir görevi kabul etmedi. Bu görev önerisinin, Mustafa Kemal tarafından reddedilmesinden kısa bir süre sonra, 24 Şubat 1919’da Savaş Bakanlığı barış dönemi kadrosuna geçilmesi nedeniyle yaverinin ve otomobilinin alındığını ve Ordu komutanlığı ödeneğinin de kesildiğini resmî bir yazı ile Mustafa Kemal’e bildirdi.
Anadolu’ya Geçiş Hazırlıkları Mustafa Kemal’in Ocak ortalarından itibaren, Anadolu’ya geçmek ve mücadeleye orada başlama fikrî artık kafasında kesinleşmişti. Anılarında şöyle diyor:
“Bu geçirdiğim zamanın bir kısmını da hazırlıklara ayırdım. Tahmin edersiniz ki fikir hazırlıkları, seferberlikte asker toplamak için olduğu gibi davul zurna ile temin edilemez. Fikir hazırlıklarında tevazuuyla (alçakgönüllülükle) çalışmak, kendini silmek, karşısındakine samimi bir kanaat (içtenlikli bir kanı) ilham etmek (esinlendirmek) lazımdır.”
İşte bu noktada karar verilmişti, Ali Fuat Bey de artık kolordusunun başına gitmeliydi. Görevinin başına gitmek için Ali Fuat Paşa’nın aslında kimseden izin almasına gerek yoktu. Paşa’nın 20. Kolordu komutanlığı sürüyordu, kendisi 20 Aralık 1918’de hastalık sebebiyle, izinli olarak İstanbul’a gelmişti ve artık kolordusunun başına gitmeliydi.
Anadolu’daki kadro yavaş yavaş oluşuyordu. Ali Fuat Paşa, 25 Şubat 1919 tarihinde Konya’da bulunan 20. Kolordunun başına gitti.
Aynı gece Rauf Orbay’ın durumunun da görüşüldüğü ve istifa kararının o gece verildiği anlaşılıyor. Deniz Albayı olan Rauf Bey’in Anadolu’da bir göreve atanması olanak dışıydı. Rauf Bey de askerlikten istifa edip sivil olarak bu direniş örgütlenmesine katılmaya karar verdi. İstifa dilekçesini yazdı ve 27 Şubat 1919 günü, dilekçesini Bahriye Bakanlığı’na sundu.
Daha sonra gün yüzüne çıkan İngiliz gizli belgelerine göre şubat ayında, Mustafa Kemal’in tutuklanması ya da ivedi olarak İstanbul dışına gönderilmesi resmen istenmişti. 28 Şubat 1919’da, gizli servis elemanı Yüzbaşı Hoyland, İstanbul’daki İngiliz Gizli Servis Başkanlığı’na verdiği raporda 34 kişinin görevlerinden uzaklaştırılmasını ve İstanbul dışına sürülmesini istemişti.
Bu listede bulunan isimler içerisinde Mustafa Kemal ve yaveri Cevat Abbas’a ilave olarak, o sırada Osmanlı devleti Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Savunma Bakanlığı Müsteşarı Albay İsmet İnönü, Kazım Karabekir Paşa, Halil Kut Paşa, Albay Ali Çetinkaya vardı. Bu raporun gerekleri yerine getirilseydi, örneğin o sırada Mustafa Kemal tutuklanıp Malta’ya sürülseydi, tarihin gidişi değişebilirdi.
SARAYLI HANIMLAR KONUSU MART 1919
6 Mart günü, Paris Barış Konferansı Dörtler Konseyi yapılan incelemeler sonunda, Yunanistan’ın önerilerini kabul ettiğini ve Batı Trakya’nın Yunanistan’a bırakılmasını uygun gördüğünü açıkladı. Anadolu toprakları üzerindeki paylaşım adım adım gerçekleşiyordu.
7 Mart 1919’da Fransızlar Adana’nın Kozan bölgesini işgal ettiler. Belediye meclisini yeniden düzenlediler, meclis üyelerinin yarısını Ermenilere verdiler. Ayrıca, Fransız jandarma gücüne yerel Ermenileri aldılar.
İngilizler de boş durmuyordu. 9 Mart 1919’da “asayişin bozulduğunu” gerekçe göstererek Samsun’a 200 kişilik bir askeri birlik çıkardılar. Bu birliğin bir kısmı mart ayının sonuna doğru Merzifon’a kaydırıldı.
Irak sınırındaki 6. Ordu komutanlığından azledilerek İstanbul’a çağrılan Ali İhsan (Sabis) 2 Mart 1919 günü Haydarpaşa Garı’na ulaştı. Trenden iner inmez İngilizler tarafından tutuklandı. Bu durum Mustafa Kemal ve arkadaşlarını çok tedirgin etmişti.
3 Mart’ta Tevfik Paşa hükümeti istifa etti ve İngiliz dostu olarak bilinen Damat Ferit Paşa, hükümeti kurmakla görevlendirildi. Damat Ferit hükümeti göreve gelir gelmez, eski İttihatçıların ve eski devlet adamlarının tutuklanmalarına yeniden başlandı. Özellikle Mustafa Kemal’in en yakın arkadaşı Fethi Okyar’ın tutuklanması, ulusalcıları son kertede tedirgin etmişti, acaba sıra Mustafa Kemal’e ne zaman gelecekti?
Mart ayının son haftasında (24 Mart 1919) Urfa, bir İngiliz askeri birliği tarafından işgal edildi. Osmanlı devleti Paris Konferansı’na davet edilmemişti. Başbakan Damat Ferit çocuksu düşler görüyor, oraya giderse birçok şeyi değiştireceğini sanıyor ve Paris’e gitmek için girişimlerde bulunuyordu.
Oysa, emperyalist güçlerin Osmanlı’yı dinlemeye niyetleri yoktu, Paris’te Anadolu topraklarını paylaşma planlarını kendi aralarında sürdürüyorlardı. Pâdişah Vahdettin’in tüm kaderini İngilizlere bağlaması, İngiliz yanlısı olarak tanınan Damat Ferit’in sadrazam oluşunda etkili olmuştu. Nitekim, Damat Ferit hükümetini ilan eder etmez ilk iş olarak İngiliz Yüksek Komiserliği’yle ilişkiye girdi.
Sadrazam Damat Ferit paşa yayınladığı bildiride, “ermeni göç ettirme suçları ve yolsuzluk yapmış olanlarla Müslüman olmayan azınlıklara iyi davranmayanların şiddetle cezalandırılacağını” ilan etti. 17 Mart 1919 tarihinde, İzmir’de Kuvayı Milliyeciler önemli bir toplantı yaptılar. İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kongresi İzmir’de Millî Sinema’da başladı ve 19 Mart’a kadar 3 gün sürdü. Toplantı sonunda yayınlanan bildiri, “Biz çeşitli halk sınıflarının delegeleri, Türk halkının millî iradesine uyarak kongre halinde toplandık...” cümlesiyle başlıyordu. Aynı bildiride “Türk ulusunun parçalanarak azınlıkların boyunduruğu altına düşürülmemesi” isteniyor, “Türk milleti kendisini koruma kararındadır,” deniliyordu.
Bu bildiride yer alan “vatanın bütünlüğü” ve “Türk halkının millî iradesi” gibi kavramlar, kongrenin bilincine tanıklık ediyordu.
30 Mart 1919’da Damat Ferit İngiliz Yüksek Komiserliği’ni tekrar ziyaret etti. Kendisinin pâdişah tarafından gönderildiğini, padişahın “Osmanlı gücünü tamamen İngiliz hükümetinin emrine vermek amacını güttüğünü, padişahın İngiltere’den başka hiçbir devlete başvurmak istemediğini” belirterek yazılı bir öneri paketi sundu.
İngiliz gizli belgelerinden, 30 Mart 1919’da Damat Ferit’in, İngilizlere Türkiye’de bir “manda idaresi” önerdiğini öğreniyoruz. Bu utanç verici manda önerisi hakkında İngiliz Yüksek Komiserliği adına Amiral Webb, Londra’ya gönderdiği gizli şifreli telgrafta Pâdişah Vahdettin adına, sadrazam tarafından yapılan bu ziyarette “Osmanlı devletinin İngiltere’ye tamamen boyun eğdiği (Webb’in kullandığı deyim: Total submission) belirtiliyordu.”
Bu belge açık ve net bir biçimde padişahın kendisini İngiltere ile bütünleştirdiğini göstermektedir. Mustafa Kemal, padişaha ve Damat Ferit’e güvenmiyordu ama, böylesine alçakça bir girişimde bulunabileceklerini de düşünemezdi. İngiliz devleti gizli belgeleri 1966 yılında açıklığa kavuşup yayınlanmasaydı yine de kimse bu derece alçaklığı bunlara yükleyemezdi. Atatürk bu belgeleri sağlığında görebilseydi, herhalde bu hainleri bir kez daha lanetler, Anadolu’ya geçip ulusal bağımsızlık hareketini başlatmış olmaktan bir kez daha mutluluk duyardı.
|
|
|
|
|
Logged
|
Üyeye Bela Gelmez,mod Kızmadıkça, mod Kızmaz,Üye Azmadıkça Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri "Yatırım Danışmanlığı" kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, Aracı Kurumlar, Portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. elfidanın saklı bahçesi saklı bahçede ki yazılar bana gelen maillerin paylaşımıdır http://www.borsamania.net/forum/index.php?topic=7099.new#top
|
|
|
|
Elfida
|
 |
« Yanıtla #12 : 19 Mart 2009, 10:56:47 » |
|
ŞİŞLİ’DEKİ EV VE GELECEĞİN KADROSU
Taksim’den Harbiye Osmanbey yoluyla Şişli Camii’ne doğru giderken sağ tarafta bugün Halaskargazi Caddesi No: 250 adresindeki Atatürk Müzesi olan bu evde Mustafa Kemal Samsun’a gitmeden önce beş ay kaldı.
Bu dönemde evin birçok konuğu olmuştur, ama yedi tanesi son derece önemlidir. Bunlar, Rauf Orbay, Ali Fethi Okyar, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Refet Bele ve İsmet İnönü’dür. Bunların hepsi de asker kökenlidir. Fevzi Çakmak o sırada Osmanlı devletinin Genelkurmay başkanıdır, Şişli’deki evi ziyaret etmemiştir ama, diğerleri kimisi sürekli, kimisi birkaç kez de olsa, Şişli’deki evin ziyaretçileridir.
Bu yedi kişi, bağımsızlık savaşı ve sonrasının kadrosudur. Kuşkusuz daha başkaları da vardır, ama bu yedi kişi Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde en önemli görevleri üstlenmişlerdir.
Rauf Orbay Rauf Beyle Mustafa Kemal arasındaki dostluk ve arkadaşlık çok eskilere dayanıyordu. 1909’da İstanbul’daki gerici kalkışmayı önlemek için Rumeli’nden gelen Hareket ordusu Kurmay Karargahı’nda tanışmışlardı. Her ikisi de henüz 28 yaşlarında genç subaydılar.
Rauf Bey, Bahriye nazırı olarak Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzaladığı sırada, Amiral Calthorpe, Rauf Bey’e ayrıca bir mektup vermiş, sanki çok önemli bir lütufta (iyilik) bulunuyormuş gibi Çanakkale ve İstanbul boğazlarının yalnızca İngiliz ve Fransız askerleri tarafından işgal edileceğini belirtmişti.
Rauf Bey de İstanbul’a gelişinde Mondros Ateşkesi için çok olumlu konuşmalar yapmıştı. Anlaşmanın imzalanması üzerinden on gün geçince İstanbul’un işgal edilmesi Rauf Beyde aldatılmışlık duygusu yaratmıştı. Bu duygularla Rauf Bey, kendisini Mustafa Kemal’e çok yakın buluyordu. Mustafa Kemal Samsun’a gitmek için yola çıktıktan birkaç gün sonra Orbay, Ege bölgesine doğru yola çıktı.
Bir ihtilal bildirisi olan Amasya Bildirisi’ne Orbay imza koydu. Erzurum ve Sivas kongrelerinin toplanması sırasında Atatürk’ün yanında yer aldı. Önemli katkılar sağladı. Sivas Kongresi’nde Heyeti Temsiliye üyeliğine seçildi.
Rauf Orbay, 12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı meclisine Sivas milletvekili olarak katıldı. Rauf Bey 16 Mart 1920 baskınında İngilizler tarafından tutuklandı ve Malta adasına sürgüne gönderildi. Malta’dan serbest bırakılınca hemen Ankara’ya katıldı ve başbakanlığa getirildi. (12 Temmuz 1922)
Atatürk 9 Eylül 1922’deki kesin zaferden hemen sonra bir resmini Rauf Orbay’a şöyle yazarak imzalıyordu. “Benim çok muhterem (saygıdeğer) kardeşim ve Türkiye’yi kurtarmakta gerçek yardımcı ve destekçi kardeşim Rauf’a.”Mustafa Kemal, bütün yaşamında bu derece içtenlikli olarak pek az kişiye hitap etmiştir.
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başında bu kutsal mücadeleye çok büyük katkılar sağlayan Rauf Orbay, ne yazık ki Cumhuriyet’in ilanını bir türlü içine sindiremedi. Lozan Antlaşması, Cumhuriyet’in ilanı ve özellikle halifeliğin kaldırılması konularında Rauf Orbay ve Kazım Karabekir konunun önemini ne kavrayabildiler ne de özümseyebildiler. Bu devrimlere karşı çıktılar. İzmir suikastı nedeniyle İzmir İstiklal Mahkemesi tarafından suçlu bulunan Rauf Orbay o sırada Avrupa’da bulunuyordu ve yurda dönmedi.
Cumhuriyet’in 10. yıldönümünde çıkarılan af yasası ile Rauf Beyin cezası affa uğradı, Temmuz 1935’te İstanbul’a döndü bir süre sonra Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u Rauf Beye göndererek kendisini Çankaya’ya davet etti, ancak bu görüşme gerçekleşemedi.
“İhtilaller kendi çocuklarını yer” sözü tüm ihtilaller için geçerlidir. İhtilallerin değişmez yasası, ihtilalci kadronun bir gün kendi içinde çelişkiye düşüp parçalanmasıdır. Anadolu ihtilali başarıya ulaşıp, daha ileri aşamalara geçince ihtilali yapan kadro, bir gün kendi içinde parçalandı. Atatürk Nutuk’ta şöyle diyor: “...Ulusal savaşa birlikte başlayan yolcuların kimileri, giderek ulusal yaşamın bugünkü cumhuriyet yasalarına dek uzayan gelişmelerinde, kendi düşünce ve ruh yeteneklerinin kavrama sınırı bittikçe bana direnmeye ve karşı olmaya başlamışlardır...” Kuşkusuz Atatürk’ün burada sözünü ettiği yakın arkadaşlar Orbay, Karabekir, Bele ve Cebesoy’dur. Rauf Orbay, Atatürk hakkında son derece önemli bir noktayı şöyle ortaya koyar:
“Mustafa Kemal Paşa mücadeleye atılmasaydı bu memleket kurtulamazdı. Anadolu’nun tehlikeye düşen yerlerinde, Batı’da, Doğu’da ve Güney’de başlayan ve bir yurtsever düşüncenin ürünü olan zayıf millî direniş hareketleri Mustafa Kemal tarafından birleştirilmeseydi, her biri ayrı ayrı kolayca bastırılabilirdi. Nur içinde yatsın büyük kurtarıcı...”
Ali Fuat Cebesoy
|
|
|
|
|
Logged
|
Üyeye Bela Gelmez,mod Kızmadıkça, mod Kızmaz,Üye Azmadıkça Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri "Yatırım Danışmanlığı" kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, Aracı Kurumlar, Portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. elfidanın saklı bahçesi saklı bahçede ki yazılar bana gelen maillerin paylaşımıdır http://www.borsamania.net/forum/index.php?topic=7099.new#top
|
|
|
|